Namazda Elleri Bağlamak Bidat midir, Sünnet midir?

Bismillah.

: ﻋﻦ ﺃﺑﻴﻪ، ﻋﻦ ﺳﻌﺪ ﺑﻦ ﻋﺒﺪ ﺍﻟﻠﻪ، ﻋﻦ ﻣﺤﻤﺪ ﺑﻦ ﻋﻴﺴﻰ، ﻋﻦ ﺍﻟﻘﺎﺳﻢ
ﺍﺑﻦ ﻳﺤﻴﻰ، ﻋﻦ ﺟﺪﻩ ﺍﻟﺤﺴﻦ، ﻋﻦ ﺃﺑﻲ ﺑﺼﻴﺮ ﻭﻣﺤﻤﺪ ﺑﻦ ﻣﺴﻠﻢ، ﻋﻦ ﺍﻟﺼﺎﺩﻕ، ﻋﻦ ﺁﺑﺎﺋﻪ ﻋﻠﻴﻬﻢ ﺍﻟﺴﻼﻡ ﻗﺎﻝ : ﻗﺎﻝ ﺃﻣﻴﺮ ﺍﻟﻤﺆﻣﻨﻴﻦ ﻋﻠﻴﻪ ﺍﻟﺴﻼﻡ : ﻻ ﻳﺠﻤﻊ ﺍﻟﻤﺴﻠﻢ
ﻳﺪﻳﻪ ﻓﻲ ﺻﻼﺗﻪ ﻭﻫﻮ ﻗﺎﺋﻢ ﺑﻴﻦ ﻳﺪﻱ ﺍﻟﻠﻪ ﻋﺰ ﻭﺟﻞ ﻳﺘﺸﺒﻪ ﺑﺄﻫﻞ ﺍﻟﻜﻔﺮ ﻳﻌﻨﻲ ﺍﻟﻤﺠﻮﺱ

Hisal (kitabından) :
Babasından, o da Sad ibn Abdullahtan, o da Muhammed ibn İsa’dan, o da Kasım ibn Yahya’dan, o da babası Hasan’ dan, o da Ebi Basir’den ve Muhammed ibn Müslim’den, o da Sadik’tan, o da babalarından:

Ali (aleyhisselam) buyurdu ki :

“Müslüman bir kimse namazında Allah’ın huzurunda durduğu bir sırada ellerini bağlayarak küfr ehli olan Ateşperestlere benzememelidir.”

Rivayetin Kaynakları:
 1. Alleme Meclisi “Bihar’ul Envar “ C:81 S:325 “Al Neha en Takfir”  babı 1. hadis 
 2. Şeyh Saduk “Hisal” S:622
 3.Şeyh Necim Eldin Tabsi” Derasat fikhiyye fi mesail hilafieh” C:1 S:145 5. hadis 
 4. Şeyh Behrani “Al-Hedaik Al-Nedreh” C:9 S:11
 5. Hürr Amili “Vesail’uş Şia” C:7 S:267, 9301. hadis

ﻋﻦ ﺟﻌﻔﺮ ﺑﻦ ﻣﺤﻤﺪ ﻋﻠﻴﻬﻤﺎ ﺍﻟﺴﻼﻡ ﺃﻧﻪ ﻗﺎﻝ : ﺇﺫﺍ ﻛﻨﺖ ﻗﺎﺋﻤﺎ ﻓﻴﺎﻟﺼﻼﺓ ﻓﻼ ﺗﻀﻊ
ﻳﺪﻙ ﺍﻟﻴﻤﻨﻰ ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻴﺴﺮﻯ ﻭﻻ ﺍﻟﻴﺴﺮﻯ ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻴﻤﻨﻰ، ﻓﺎﻥ ﺫﻟﻚ ﺗﻜﻔﻴﺮ ﺃﻫﻞ
ﺍﻟﻜﺘﺎﺏ ﻭﻟﻜﻦ ﺃﺭﺳﻠﻬﻤﺎ ﺇﺭﺳﺎﻻ ﻓﺈﻧﻪ ﺃﺣﺮﻯ ﺃﻥ ﻻ ﺗﺸﻐﻞ ﻧﻔﺴﻚ ﻋﻦ ﺍﻟﺼﻼﺓ

İmam Cafar Sadık (aleyhisselam) buyurmuştur:

“Namazın kıyam halindeyken ne sağ elinin sol elinin üzerine koy, ne de sol elini sağ elinin üzerine. Çünkü bu kitap ehlinin el bağlamasıdır, aksine, ellerini yanlarına bırak. Bu, nefsini namaz haricindeki bir hareketle meşgul  etmemek bakımından daha uygundur.” 

Rivayetin Kaynakları:

  1. Alleme Meclisi “Bihar’ul Envar” C:81 S:325, 2. hadis
  2. Şeyh Hadi Behrani ” Musuah ehadis Ahlalbeyt” C:2 S:234, 1781. hadis
  3. Al-Kadi Numan El-Mağribi ” Daaim El-İslam” C:1 S:159
  4. Ayetullah Seyyid Hüseyn Brucerdi “Camiah ehadis şia” C:5 S:498, 3794. hadis
  5. Yusif El-Bahrani “Hedaik en-nadira” C:9,S:11 3. hadis.
Ehl–i Beyt mektebiyle diğer bazı mezhepler arasındaki ihtilaf konularından biri de “Namazda elleri bağlamak”tır. Bu anlamı ifade etmek için Arapçada “tekfir” ve “kabz” terimeri de kullanmıştır. Bunların tümü “Kişinin namazda sağ elini sol elinin üzerine koyması” anlamına gelmektedir. 

 Namazda Elleri Bağlamak Bidat midir, Sünnet midir?

Konunun Açıklaması:
Bütün mezheplere mensup Müslümanlar namazda elleri bağlamanın farz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Bunu göz önünde bulundurarak el bağlamak konusunda birkaç görüş vardır:

1– İster farz namazlarda olsun ister müstehap namazlarda, Mutlak olarak müstehaptır. Hanefi, Şafiî ve Hanbelî mezheplerinin görüşü böyledir. Nevevî şöyle diyor:

Ebu Hureyre, Aişe, ashaptan ve tabiinden Said b. Cubeyr, Nehaî ve Mucelled gibi bazıları ve Süfyan, İshak, Ebu Serv, Davud gibi fakihlerden bir grubu ve ulemanın çoğunluğu bu görüşü savunmaktadırlar. [1]

2– Müstehap namazlarda caiz, farz namazlarda ise mekruhtur. İbn Ruşd–i Kurtubî bu görüşü mezhep imamı Malkik’ten rivayet etmiştir. [2] Nevevî şöyle diyor:

“İbn Kasım Malik’ten, namazda ellerin aşağı salınması gerektiğini rivayet ederken Abdulhakem ondan ellerin bağlanması gerektiğini rivayet etmiştir; fakat birincisi daha meşhurdur.” [3]
Seyyid Murtaza, Malik’ten ve Leys b. Sad’dan sünnet namazın kıyamının uzun sürdüğü için namazda elleri bağlamaktan yana olduğunu naklediyor. [4]
3– Bağlamakla açmak arasında seçenekli olmak; bu görüşü Nevevî Evzaî’den nakletmiştir. [5]
4– Elleri bağlamak haramdır ve namazın batıl olmasına neden oluyor; bu, İmamiyye’nin meşhur görüşüdür ve Seyyid Murtaza bu konuda icma iddiasında bulunmuştur.

Nevevî “el–Mecmu’”da şöyle diyor: “Abdullah b. Zubeyr, Hasn Basri, Nehaî ve İbn Sirin namazda ellerin açılması gerektiğine inanan ve elleri bağlamayı haram bilen kimselerdendirler.” [6]

İlk üç görüşü, ister mekruh olsun ister müstehap genel anlamda elleri bağlamaya cevaz veren g örüş şemsiyesi altında toplayabiliriz. Bu durumda, namazda elleri bağlamak konusunda, biri genel anlamda cevaz verenler, diğeri ise haram bilenler olmak üzere iki temel görüş sözkonusudur. Haram olmayıp caiz olduğu ispatlanacak olursa, bu durumda cevazın mekruh, müstehap ve muhayyerlik ibaret olan şıkları ve ayrıntılarını ele alabiliriz. Ancak caiz olmayıp haram olduğu ispatlanacak olursa, o zaman o ikisi hakkında konuşmaya gerek kalmaz. Konunun anahtarı şu sorunun cevabında saklıdır: “Bir şeyin ibadette caiz veya haram olmasının ölçüsü nedir? Namazda elleri bağlamanın bir delili var mıdır?

Namazda Elleri Bağlamak Bidat midir, Sünnet midir?

1– İslam mezheplerinin fakihleri ibadetlerin tevkifî olduğu ve ibadetlerde bir şeyin varlığı ancak Kitab ve sünnet vesilesiyle ispatlanabileceği konusunda ittifak içerisindedirler. Bir şeyin ibadetin bir bölümü olduğu Kur’an–ı Kerim veya Peygamber efendimizin (s.a.a) sünneti vesilesiyle ispatlanacak olursa o bölüm yerine getirilir, aksi durumda onu ibadete katıp kurbet (ibadetin bir bölümü olduğu) kastıyla yerine getirmek, bidat sayıldığı ve Allah’ın indirmediği bir şeye fetva vermek olduğu için bütün Müslüman fakihlere göre haram bilinmektedir.

Namazda elleri bağlamak gibi bir meselenin haram mı yoksa caiz mi olduğu tartışılırsa, taraflar arasındaki bu tartışma fikhî bir tartışmadır; bu durumda onlardan biri namazda elleri bağlamanın caiz olduğuna dair bir delilin olmadığını ileri sürmekte ve delil olmadığı için bunun bir bidat olduğunu ispatlar, diğeri ise ona karşı şerî bir delil getirmeye çalışmaktadır; yani, namazda elleri bağlamanın haram olduğuna inanan bir kişi diyor ki: “Namazda elleri bağlamak bidattır ve haramdır.” Elleri bağlamanın caiz olduğuna inanan kimse ise, “Namazda elleri bağlamak Peygamber efendimizin (s.a.a) sünnetidir” diyor.

Konuyu incelemek için elleri bağlamanın caiz ve müstehap olduğuna inananların delillerinin neler olduğunu görmek ve daha sonra onların Kitap ve sünnete dönen gerçek deliller olup olmadığını incelemek gerek.

Namazda Elleri Bağlamanın Meşruiyetine İnananların Delilleri

Namazda elleri bağlamanın meşruiyetine ve müstepah oluşuna inananlar bunu ispatlamak için birkaç rivayet ve istihsanın bazı kısımlarını delil getirmişlerdir; örneğin

Nevevî bu konudaki istihsanı delil gösterek şöyle diyor: “Ashabımız diyor ki: …Elleri birbirinin üzerine koymak insanın boş işler yapmasını engeller ve tevazu ve tazarru için elleri bağlamak daha iyidir.” [7]

Bu durumda bu rivayetler ve istihsanlarla istidlali şu şekilde incelemek gerekiyor:

Elleri Bağlamanın Tutanakları ve Eleştirileri
1– Bu konunun ispatı için getirdikleri en önemli rivayetler üç tanedir:
a– Sahih–i Buharî’de geçen Sehl b. Sa’d’ın rivayeti.
b– Sahih–i Müslim’de geçen ve Beyhakî’nin üç senetle naklettiği Vail b. Hicr’in rivayeti.

c– Sünen–i Beyhakî’de geçen Abdullah b. Mes’ud’un rivayeti.

a) Sehl b. Sa’d’ın Rivayeti:

Buharî, İbn Hazm’dan Sehl b. Sa’d’ın şöyle dediğini rivayet ediyor:

“İnsanlara namazda sağ ellerini sol elin bileğine koymaları emrediliyordu.”

Ebu Hazm şöyle diyor: “–Sehl b. Sa’d’ı– tanıdığım kadarıyla bu nispeti Allah Resulü’ne o veriyor.” [8]

İsmail [9] şöyle diyor: “Bu rivayetteki “yumna” ibaretidir “yemnu” değil.”

Bu hadisin konuya delaleti ile ilgili olarak şunu söylemek gerekiyor ki, ravi hadisin başında şöyle diyor: “İnsanlara emrediliyordu…” Bu emri Peygamber efendimizin (s.a.a) mi yoksa sahabenin mi verdiğine bakmak gerekiyor.

İbn Hacer bu soruyu şöyle cevaplıyor: “Ashaptan biri, ‘falan şey bize emrediliyordu’ söylediği zaman, bu sözün zahirinden anlaşılan, onun emretme hakkına sahip olan birine ait olduğudur ve o da Allah Peygamberdir; çünkü sahabe şeriati tanımaya konumundadır; dolayısıyla emri, şeriatin kaynağı olan kişiye isnat eder. Bunun bir örneği de Aişe’nin şu sözüdür: ‘Bize orucu kaza etmemiz emrediliyordu.’ Bu söz, emreden kişinin Peygamber efendimiz (s.a.a) olduğuna hamledilir.” [10]

Suyutî’nin “Tedribu’r–Ravî” adlı kitabında tasrih ettiği gibi Ehlisünnet ulemasının çoğunun görüşü budur.” [11]

Cevap: Hiçbir akıl sahibi böyle bir genellemeyi makbul bulmaz; özellikle İbn Hacer genellemesini her durum ve bütün sahabeler için yapmıştır. Burada şunu sormak lazım: Eğer bir sahabe, “Bize falan şey emrediliyordu” derse, bu emri Allah Resulü’nün (s.a.a) verdiğini nereden anlayalım? Dolayısıyla bu söz mucmeldir ve sahabenin vazifesinin Peygamberin (s.a.a) emirlerini yaymak olduğuna delalet etmez. Özellikle Sahibi o sözüyle Peygamber’den sonraki dönemi de kastedebilir. Yani Peygamber’den sonra halk emir sahiplerince bu işe emrediliyorlardı. O zaman bunun kaynağının Peygamber (s.a.a) olduğu nasıl söylenebilir?

Çünkü bu sözle diğer sahabelerin fetvasını nakleden kişilerin vakıf olmadığı şeylerde nakletmek de olabilir. O halde ona, “Böyle yap” deniliyor ve bu bir emir olarak naklediliyordu.

Sahabeler din hükümlerini açıklama ve anlatma konumunda olurlarsa bunun gereği emirleri direkt olarak Allah Resulüne (s.a.a) isnat etmektir; çünkü sahabenin amacı direkt olarak Peygamber efendimizin (s.a.a) emirlerini açıklamak vesilesiyle din hükümlerini açıklamaktı ve sahabenin, “bize falan şey emrediliyordu” şeklindeki sözleri daha fazla sahabenin fetvalarına işaret olabilir Peygamber efendimizden (s.a.a) direk emirlerine değil; çünkü sahabe apaçık bir şekilde Peygamber efendimizin (s.a.a) emirlerini bildirmeyi büyük bir şeref biliyor ve bununla iftihar duyuyorlardı. Dolayısıyla eğer onlar Peygamber efendimizin (s.a.a) emirlerini nakletmek istiyorlarsa onu kapalı bir şekilde söylemek yerine Peygamberimizin emri olduğunu apaçık bir şekilde bildirmeyi tercih ederlerdi.

Suyutî “Tedribu’r–Rabi” kitabında, “Neden sahabe bu gibi yerlerde ‘Allah Resulü şöyle buyurmuştur?’ demiyorlar?” diye sorusuna şu cevabı veriyor: “Onlar ihtiyatlı davranıp takvayı gözettiklerinden dolayı o emrin Allah Resulünden olduğunu söylememişlerdir.” [12]

Suyutî’nin bu soruyu soran kişiye verdiği cevap onu ikna etse de asla geçerli bir cevap değildir; çünkü bu gibi durumlarda sahabe Peygamber efendimizin (s.a.a) buyruğunun doğrudan nakletmemekle ihtiyatlı davransalar da delili kesin olmayan bir hükme inanmak konusunda hiç de ihtiyatlı davranmamıştır. Dolayısıyla bir hükmün Peygamber Efendimizden (s.a.a) olduğuna yakin edecek olursa, “Allah Resulü (s.a.a) bize şunu emretti” söyleyebilirdi. Kutub–i Sitte’de bu şekilde nakledilen bir çok rivayet vardır. Sahabenin bu gibi durumlarda Resul–i Ekrem’i (s.a.a) zikretmeyişi onda zarif bir noktanın olduğunu ve onu bu şekilde gizlediğini göstermektedir. Bu durum, onların başkalarından nakledilme ihtimalinin Peygamberimzden (s.a.a) nakledilme ihtimallerinden daha fazla olduğunu göstermektedir. Veya en azından böyle bir ifade kullanmada icmal ve kapalılık olduğunu ortaya koymaktadır; icmal olduğunu ispatlanması durumunda da bu emirleri Peygamber efendimizi (s.a.a) nispet vermemiz caiz değildir.

Bu münakaşanın fıkhî sonucu şudur: Bu gibi emirler müstakil bir delil olarak sunulamaz ve onlara dayanılamaz; bunlarda sadece başka bir delile tanık ve onu desteklemek amacıyla yararlanılabilinir.

Bu söylediklerimiz genel bir kuraldır; fakat bu hadise ilgili olarak onun Peygamber efendimizin (s.a.a) emri olmadığına dair delil vardır. O da Ebu Hazm’ın bu hadisin altında geçen şu sözüdür: “Ben onu bilmiyorum; ancak Allah Resulüne (s.a.a) isnat ediliyor.”

İbn Hazm’ın bu sözü, Sehl b. Sa’d’ın naklettiği hadisin kendiliğinden, bu emrin Peygamberimize (s.a.a) ait olduğunu ispatlamıyor. Bu emir Peygamberimize (s.a.a) ait olabileceği gibi başkasına da ait olabilir. Bu şüpheden dolayı Ebu Hazm bu hadisin altında, Sehl b. Sa’d’ın bu rivayeti nakletmekten amacının bu emri Peygamber efendimize (s.a.a) isnat etmek olduğuna kendisini ikna etmeye ve onun başkalarına ait oluşu ihtimalini yok etmek çalışıyor.

Bu konu, emirleri bildiren hadislerdeki temel kuralın onların mucmel oluşu yönünde olduğunu ve onların Peygamberimize (s.a.a) isnat edilmesi için delile gerek olduğunu gösteriyor. Ebu Hazm bu konudaki görüşünün delilini açıklamamıştır. Bu nedenle onun sözü ancak kendisini bağlar ve bu konuda başkası için delil ve bağlayıcı olamaz. Dolayısıyla bu konuda Sehl b. Sa’d’ın naklettiği rivayetiyle delil getirmek doğru değildir.

b) Vail b. Hucr’un Rivayeti

Bu rivayet çeşitli şekillerde nakledilmiştir:

Müslim, Vail b. Hucr’den, Allah Resulü’nün (s.a.a) şöyle gördüğünü rivayet ediyor: “Ellerini kaldırıp namaza girince tekbir aldı. Sonra elbisesini kendine sardı ve peşinden sağ elini sol enlin üzerine koydu. Rükuya gittiği zaman ellerini elbisesinden dışarı çıkarıp yukarı kaldırarak tekbir getirdi ve rükuya gitti…” [13]

Bu rivayetin senedinde Hemmam var. Ondan maksat her ne kadar da Hemmam b. Yahya ise İbn Ammar onun hakkında şöyle demiştir: “Yahya b. Kattan veya Hemmam bir şey değildir.” Ömer b. Şeybe ise şöyle demiştir: “Affan bize, Yahya b. Said’in, Hemmam’ın naklettiği birçok hadise itiraz ettiğini bildirmiştir.” Ebu Hatem ise şöyle demiştir: “O sıkadır (güvenilir); ezberinde bir şey vardır.” [14]

Bu hadis olduğu gibi Sünen–i Beyhakî gibi [15] diğer kaynaklarda bu şahitler olmaksızın Vail b. Hucr’dan nakledilmiştir. Beyhakî, senedi Vail b. Hucr’a ulaşan üç rivayet nakletmiştir. Birinci rivayetin senedinde Hemmam b. Vail vardır; yukarıda onun hakkında bahsettik. İkinci rivayetin senedinde Abdullah b. Cafer vardır; eğer maksat İbn Nuceyh ise, İbn–i Muin onun hakkında şöyle demiştir: “Onun bir değeri yoktur.” Nesaî demiştir ki: “Terk edilmişti.” Vekiy’ onun hadisine ulaşınca onu bir kenara bırakarak ve ısrarla o rivayetin zayıf olduğunu vurguluyordu. [16] Üçüncü rivayetin senedinde Abdullah b. Reca var. Ömer b. Ali el–Faris onun hakkında şöyle demiştir: “O çok karıştıran ve hadislerde oynayan biriydi; onun sözü hüccet değildir.” [17]

c) Abdullah b. Mesud’un rivayeti

1– Beyhakî, senetle Abdullah b. Mesud’dan şöyle rivayet etmiştir: O (Abdullah b. Mesud) namaz kılarken sol elini sağ elinin üzerine bırakıyordu. Allah Resulü (s.a.a) onu görünce sağ elini sol elinin üzerine bıraktı. [18]

Bu hadisle ilgili eleştiri şudur: Birincisi Abdullah b. Mesud gibi ilk Müslümanlardan olup büyük makama sahip olan bir sahabe namazın sünnetinin nasıl olduğunu bilmemesi çok uzak bir ihtimaldir; ikincisi; bu rivayetin senedinde hile yapmakla meşhur olan Haşim b. Beşir vardır. [19]

Bunlar, bu rivayet hakkında zikredilen en önemli meselelerdir. Bu konuda, senet ve metin bakımından münakaşalı olan diğer rivayetler de vardır.

2– İstihsan delili: “Bir eli diğerinin üzerine bırakmak insanı boş işlerle uğraşmaktan korur ve bu durum tevazü ve tazarru için daha uygundur.”

Bunun cevabında demek gerekir ki: “Din hükümleri bu gibi sözlerle ispatlanacak olsaydı din yok olurdu. İnsanın vazifesi din hükümlerine uymaktır; fakat kendi tabiatini helal ve haramın ölçüsü kılmak isterse bundan ters sonuç alır; yani insan din hükümlerine uyacağına din hükümlerini kendisine uydurur.

Bazen bir delil insana istihsan delili gelir; ama daha önemli ve daha büyük yönler ona saklı kalır. O halde dinin onu kabul ettiği ve bize gizli olan daha önemli ve daha büyük olan başka bir istihsani onu onaylamadığı nasıl anlaşılacak? Tıpkı Kurtubî’nin tekettüfün reddinde söylediği şu söz gibi: “Elleri bağlamak yardım almak içindir; bu nedenle elleri bağlamanın, namazın amellerinden biri olması uygun değildir.” [20]

Evet; istihsan yönleri dinin Kur’an ve sünnet vesilesiyle ispatladığı şeyleri ispatlamak, onaylamak için kullanılabilir. O halde istihsan delil değildir; ancak delilden sonraki merhalede gelir.

3– Namazda elleri bağlamak hergün defalarca karşılaşılan şeylerdendir ve Müslümanlar yirmi yıldan fazla Allah Resulü (s.a.a) ile bir arada yaşamışlar, Peygamber efendimiz (s.a.a) onlarla birlikte ve onların karşısında her gün en azından beş defa namaz kılmıştır. Allah Resulü (s.a.a) böyle namaz kılmış olsaydı, bu konu sahabe tarafından yeteri kadar bilinmesi gerekirdi; oysa bilinmemektedir ve elleri bağlamakla ilgili rivayetler sadece birkaç sahabeyle sınırlıdır; o da müphem olarak ve münakaşalı senetlerle. Bunların karşısında onu reddeden rivayetler de vardır. Buna rağmen, namazda elleri bağlamanın müstehap olduğu söylentisinin gerektirdiği üzere Peygamber efendimizin (s.a.a) bütün namazlarda veya çoğu namazlarda sağ elini sol elinin üzerine bıraktığı tasdik edilebilir mi?!

4– Namazda elleri bağlamakla ilgili nakledilen rivayetlerin karşısında onu reddeden hadisler de rivayet edilmiştir. Bu konuda Kurtubî “Bidayetu’l–Müctehid” adlı eserinde şöyle diyor: “Peygamer fendimizin namazının özelliklerini ortaya koyan sahih rivayetler nakledilmiştir; bu rivayetlerde Peygamber efendimizin namazda sağ elini sol elinin üzerine bıraktığı nakledilmemiştir… Bir gruba göre, içinde bu fazlalığın bulunmadığı rivayetlere yönelmemiz farzdır…” [21]

Dolayısıyla; Medine halkının fakihi olan ve hükümleri sahabeden almış olmalarına istinaden Medine halkının amellerinin tutulmasına çok tekit eden Malik’in fıkhı gerçeğe daha yakındır.

Namazda elleri bağlamakla çelişen rivayetlerden biri, bir çok muhaddisin naklettiği Ebu Humeyd–i Saidî’nin rivayetidir: Beyhakî diyor ki: Ebu Ali Abdullah el–Hafiz, bize, Ebu Humeyd’i Saidî’nin şöyle dediğini bildirmiştir:

“Ben Allah Resulünün nasıl namaz kıldığını sizlerden daha iyi biliyorum.” Bunun üzerine, “Neden?” dediler, “Sen ne Allah Resulü’ne bizden fazla tabi olmuşsun ve ne de onun sahabesi olma konusunda bizden önceliklisin?!” Ebu Humeyd, “Evet” dedi. Sonra, “O halde sun bize” dediler. Bunun üzerine Humeyd dedi ki: “Allah Resulü (s.a.a) namaza durduğu zaman ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırıyordu. Sonra tekbir alıyordu. Bütün uzuvları kendi yerinde durunca Fatiha Suresini okuyordu. Sonra tekbir getirerek ellerini yukarıya kaldırıyordu. Peşinden tekbir alarak ellerini omuzlarının hizasına gelinceye kadar yukarı kaldırıyordu. Sonra rükuya gidiyordu ve ellerinin içini dizlerine bırakıyordu. Sonra doğru–düzgün duruyordu; ne başını fazla arkaya götürüyordu ve ne de fazla aşağı eğiyordu. Sonra başını kaldırarak “semiallahu li–men hamideh” diyordu. Sonra ellerini omuzlarının hizasına kaldırıyordu. Bütün uzuvları hareketsiz durunca “Allah–u Ekber” diyordu. Peşinden secde için yere yöneliyordu. İki elerini yan tarafına uzakla ştırıyordu . Sonra başını kaldırıyor, sol ayağını eğip onun üzerine oturuyordu. Secdeye gidince ayak parmaklarını açıyordu. Peşinden tekrar geri dönüyordu. Sonra başını kaldırarak “Allah–u Ekber” diyordu. Sonra ayağını eğerek duğru–düzgün bir şekilde onun üzerine oturuyordu ve bütün uzuvlarının hareketsiz olmasını. Namazın diğer rakatında da bu şekilde yapıyordu. Sonra ikinci rekattan kalkınca namazın başlangıcında tekbir aldığı gibi ellerinin omuzlarının hizasına kadar kaldırarak tekbir alıyordu. Namazın geri kalan kısmında da böyle yapıyordu. Selam vermesi gereken secdeye ulaşınca sol ayağını geri götürüp teverrük halinde sol kalçası üzerine oturuyordu.”

Bunun üzerine oradaki herkes, “doğru söyledin; Allah Resulü (s.a.a) böyle namaz kılıyordu” dediler. [22]

Bu Rivayetten Getirdiğimiz Deliller

1– Sahabenin ileri gelenlerinden bir grup Ebu Humeyd’i doğrulamıştır. [23] Bu da bu hadisin güçlü oluşuna ve diğer hadislere tercih edilmesi gerektiğine delalet ediyor.

2– Ebu Humeyd es–Saidî bu rivayette farzları ve müstehapları zikretmiştir, fakat namazda elleri bağlamaktan bahsetmemiş, onlar da onu reddetmemiş ve onun aksini söylememişlerdir. Halbuki onlar bunun aksini söylemek istiyorlardı; çünkü onların ilk başta Ebu Humeyd’in Peygamber efendimizin (s.a.a) namazını kendilerinden daha iyi bildiğini kabul etmemişler ama sonunda “Doğru söyledin; Allah Resulü (s.a.a) böyle namaz kılıyordu” demişlerdir. Onların on kişi olup tartışma ortamında olduklarını göz önünde bulundurduğumuzda elleri bağlamayı unutmuş olmaları uzak bir ihtimaldir.

3– Asıl olan elleri bırakmaktır; çünkü elleri bırakmak doğal olandır; hadis de buna delalet etmektedir.

4– Bu hadisin genel olduğu ve elleri bağlamakla ilgili hadislerin bunun dairesini daralttığı söylenemez; çünkü Ebu Humeyd namazın bütün farzlarını, sünnetlerini, müstehaplarını ve bütün şeklini beyan etmiştir. Ayrıca Ebu Humeyd namazı öğretme konumundaydı; bu durumda namazın bir cüzünü veya şartını silmiş olması ihanet sayılmaktadır. Ebu Humeyd ve orada bulunanların böyle bir ihanete girşimiş olmaları ise uzak bir ihtimaldir.

Ehl–i Beyt Açısından Elleri Bağlamak

Buraya kadar söylediklerimizden anlaşılıyor ki, Kur’an–ı Kerim ve Peygamber efendimizin (s.a.a) sünnetinde namazda elleri bağlamayı istaplayacak bir delil yoktur; bütün Müslümanlar ibadetlerin tevkifî * olduğu konusunda ittifak içerisinde olmaları namazda elleri bağlamanın haram olduğuna delalet ediyor; çünkü namazda elleri bağlamak bidat ve haramdır.

Bu konuda Ehl–i Beyt İmamlarından nakledilen rivayetlere müracaat ettiğimizde onların namazda elleri bağlamaktan sakındırdıklarını ve bunu Mecusîler’den kalma bir adet saydıklarını görmekteyiz. Bu da onun haram oluşuna şiddet kazandırmaktadır; çünkü bir açıdan bidat ve haram, diğer açıdan ise kafirlere benzemektir.

Muhammed b. Müslim, İmam Cafer Sadık’tan (a.s) veya İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) şöyle rivayet etmektedir: İmam’a, “Adamın biri namazda sağ elini sol elinin üzerine koyuyor” dedim. İmam, “Bu örtmedir, yapılmasın” buyurdu.

Zurare İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) şöyle rivayet etmiştir: “Namaza yönel ve namazda ellerini bağlama; çünkü bu Mecusîlerin yaptığı bir iştir.”

Şeyh Saduk kendi senediyle İmam Ali’den (a.s) şöyle rivayet etmiştir: “Müslüman namazda Allah’ın huzurunda durduğu zaman ellerini toplamasın; (bu durumda) küfür ehline (Mecusîlere) benzemiş olur.” [24]

Bu rivayetler namazda olmaması gereken şeyleri (elleri bağlamak) açıklamaktadır. Namazda olması gereken şeyleri açıklayan Ehl–i Beyt İmamlarından nakledilen riayetlerde ise elleri bağlamaktan hiçbir şekilde söz edilmemektedir. Bu rivayetlerden biri şöyledir: Hammad b. İsa, İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet etmektedir: “Bir insanın ömründen altmış veya yetmiş sene geçtiği halde bütün şartlarını yetine getirerek bir namaz kılmış olmaması ne kadar da kötüdür!”

Hammad diyor ki, Ben utanarak: “Fedanız olayım, namazı bana öğretir misiniz?” dedim. Bunun üzerine İmam Cafer Sadık (a.s) kalkıp kıbleye dönerek iki elini yanlarına saldı. Parmaklarını birbirine bitiştirmiş, ayaklarını birbirinden üç parmak miktarında açmıştı. Ayaklarının parmaklarını kıbleye çevirmişti; onları kıbleden saptırmamıştı. Sonra huzu ve huşu içerisinde ve tam bir tevazu ile, “Allah–u Ekber” dedi. Sonra Fatiha Suresiyle İhlas Suresini tertille okudu. Sonra bir nefes alacak kadar ayakta durdu. Peşinden “Allah–u Ekber” diyerek rükuya gitti. İki elinin içini açarak dizlerine koydu. Dizlerini, beli düz vaziyete gelecek kadar geriye itti; öyle ki eğer sırtına bir damla su veya yağ dökülseydi akıp dökülmezdi. Boynunu dümdüz tutup gözlerini yumdu. Sonra tertille üç defa, “subhane rabbiye’l–azim–i ve bi–hamdih” diyerek Allah’ı tesbih etti. Sonra ayakta düz durdu ve “semiallahu li–men hamideh” dedi. Sonra ayakta ellerini yüzünün hizasına kadar kaldırarak tekbir getirip secdeye gitti. İmam ellerini dizlerinden önce yere bırakarak üç defa, “subhane rabbiye’l–a’la ve bihamdih” dedi. Uzuvlarından hiç birini diğerinin üzerine bırakmadan sekiz uzvu üzerinde secde yaptı: Alın, iki ellerin içi, dizler, iki ayağın baş parmağı ve burun. Bu yedi uzvunu yere bırakmak farz ve burnu bırakmak ise sünnettir ve bu amel kulluğun zirvesinin göstergesidir. Sonra başını secdeden kaldırdı. Dümdüz oturunca, “Allah–u Ekber” dedi. Sonra sol tarafı üzerine oturdu ve sağ ayağının üstünü sol ayağının altına bırakıp “Esteğfirullahe rabbi ve etubu ileyh” dedi. Sonra oturduğu halde tekbir getirerek ikinci secdeyi de yapıp birinci secdede söylediklerini tekrarladı. Rüku ve secdede hiçbir uzvu için bir şeyden yardım almadı. Secdede kollarını bedeninden açmıştı ve yerden kaldırmıştı. İmam (a.s) bu şekilde iki rekat namaz kıldı.

Sonra buyurdu ki: “Ey Hammad! Böyle namaz kıl ve namazda yüzünü çevirme; elinle ve parmaklarınla oynama; sağ tarafına, sol tarafına ve karşıya tükürme.” [25]

Gördüğünüz gibi, farz namazların nasıl kılınması gerektiğini açıklayan bu iki rivayet hiçbir şekilde el bağlamayla ilgili olarak hiçbir işaret yoktur. Eğer elleri bağlamak sünnet olsaydı İmam (a.s) bunu açıklamayı terk etmezdi. İmam (a.s) kendi ameliyle Peygamber efendimizin (s.a.a) namazının nasıl olduğunu gözler önüne sermiştir; çünü İmam bu namazı babası İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s), o da babaların vasıtasıyla Emirulmüminin İmam Ali’den (a.s) ve o da Peygamber efendimizden (s.a.a) almıştır.

Demek ki namazda elleri bağlamak dinde olmadığı halde dine sokulduğu için bidattır.

Şia Fakihlerinin Fetvalarında Elleri Bağlamak

Ehibeyt alimleri yukarıda değindiğimiz delillere dayanarak namazda elleri bağlamanın haram olduğuna dair fetva vermişlerdir. Seyydi Murtaza diyor ki:

“Bizim görüşümüzün doğruluğuna delilimiz Şia’nın bu konudaki icmasıdır; ayrıca insanın boynundan düştüğünü kesin olarak bilmesi gerekiyor. Halbuki, namazda elleri bağladığımız durumda namazın üzerimizden düştüğüne dair kesin bir bilgiye sahip olmayız. Yine, namazda elleri bağlamak rüku, secde ve kıyam gibi namazın farzlarından olmayan fazla işlerden sayılmaktadır; o halde namazda elleri bağlamak caiz değildir.” [26]
Şeyh Tusî diyor ki: “Namazda sağ eli sol elin üzerine ve sol eli de sağ elin üzerine, yine göbeğin üstüne veya altına koymak caiz değildir… Buna delilimiz Şia’nın icmsıdır; namazda elleri bağlamanın namazı batıl ettiği konusunda Şiiler arasında ihtilaf yoktur. Namazın amellerinin şerî delillerle ispatlanması gerekiyor; oysa namazda elleri bağlamanın meşru olduğuna dair hiçbir delil yoktur. O halde elleri bağlamamak ihtiyatın da gereğidir; çükü namazda ellerin salınması durumunda namazın geçerli olduğunda hiçbir ihtilaf yoktur. Fakat ellerin birini diğerinin üzerine koyulması durumunda namazın geçerli olacağında ihtilaf edilmiştir. İmamiyye bu durumda namazın batıl olduğunu söylüyor. O halde kesin bir şekilde bu görüşün kabul edilmesi gerekiyor.” [27]
KONUNUN ÖZETİ

Dört mezhebin namazda elleri bağlamanın müstehap olduğuna dair dayandıkları en meşhur rivayetler ya senet bakımından zayıftırlar ya da delaletleri yetersizdir; senet ve delalet açısından problemi olmayan diğer hadislerin olduğunu kabul edecek olursak bile yine de namazda ellerimizi bağlayamayız; çünkü onların karşısında, onlarla çelişki içerisinde olan diğer sahih hadisler vardır; buna örnek olarak yukarıda geçen Ebu Humeyd Saidî’nin rivayetini gösterebiliriz. Çelişki olması durumunda ise birbiriyle çelişen rivayetler düşerler ve bu konudaki asla müracaat edilmesi gerekiyor. Bu konudaki asıl ise elleri salmaktır; çünkü elleri bağlamak tabiata aykırı olan ve hiçbir delille ispatlanmayan bir zorlamadır.

O halde; şüphesiz namazda elleri salmak ihtiyat gereğidir; çünkü elleri bağlamayı savunanlar bu ameli farz bilmemekte ve bunun sadece müstehap bir amel olduğunu söylemektedirler; kaldı ki bunun müstehap oluşunda bile ihtilaf vardır. Fakat namazda elleri salmanın caiz olduğu konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Ayrıca Müslümanlara izlenilmesi emredilen Ehl–i Beyt fıkhında namazda elleri bağlamanın caiz olmadığına dair fetva verilmiştir.

____________________

Namazda El Bağlama (ARŞİV’den)

İmamiyye fıkhında eli bağlı namaz kılmak bid’at ve haramdır. Müminleri Emiri Hz. Ali (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur: “Namaz kılan kimse Allah’ın huzurunda dururken, kafir olan Mecusiler gibi ellerini bağlamasın.”

Hz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih)’in büyük sahabelerinden Ebu Hamid Saidî, aralarında Ebu Hüreyre-i Dusî, Sehl-i Saidî, Ebu Esid-i Saidî, Ebu Kutade, Haris b. Rabiî ve Muhammed b. Muslime’nin de bulunduğu bir grup sahabeye Hz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih)’in nasıl namaz kıldığını anlattı ve onun küçüklü büyüklü müstehap amellerini açıkladı; fakat böyle bir amelden (namazda elleri bağlamaktan) bahsetmedi.

Açıktır ki eğer Hz. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve alih) hatta bazı vakitler bile böyle yapmış olsaydı, o buna değinir veya orada olanlar onu uyarırlardı. Hadis kitaplarımızda, Saidî’nin rivayetinin bir benzeri de Hemmad b. İsa kanalıyla İmam Sadık (aleyhisselam) ‘dan nakledilmiştir.

Sehl b. Sa’d’ın rivayetinden eli bağlı namaz kılmanın Hz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih) ‘ten sonra meydana geldiği anlaşılmaktadır; çünkü diyor ki: “halka -böyle yapmalarını- emrediyorlardı.” Eğer bu amel Hz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih) ‘in emri olsaydı onu bizzat kendisine isnad ederdi.

Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı
ABNA.İR

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*